TÜRK KAHVESİ İLE AMERİKA YOLLARI’NDA…

5 Aralık 2013‘te UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne dahil olarak geleneklerimizden gelen değerimiz Türk Kahve’mizi dünyaya da tescillemiş olduk. Düşünün 500 yıldır topraklarımızda içilen, kız isteme törenlerinden cenazelere, saygısından toplum içi görenek kurallarına kadar kendi değerini oluşturmuş, bir renk ve bir öğüne ismini vermiş dünyanın en eski demleme yöntemi Türk Kahvemiz…
Kategori: YAŞAM
Okuma: 3.612 kez
Yayın Tarihi: 18.10.2020 Pazar 14:59:45
PAYLAŞ

Avrupa’ya bu topraklardan Nurbanu Sultan, Nüktedan Hoşsohbet Süleyman Ağa ve Viyana kuşatmasına hangi olaylar ve hikayeler ile geçtiğini kitaplarımda da detaylarıyla yazmıştım. Sonradan yapılarına dahil olan kahve, dünya için başta Müslüman İçeceği olarak yadırgansa da sonradan nasıl bir gelişim ile dünyanın en büyük ticari 2. metası olduğunu hepimiz herhalde üzülerek izliyoruz. Ben kendi adıma üzülüyorum. Çünkü bizim değerimizi, bu kadar geçmiş yapımız var iken, Türk Kahvesi adı ile çok daha iyi bir noktaya getirmiş olmamız gerekmez miydi?

Bizler de senelerdir aşk ve tutku ile genel olarak kahveye verdiğimiz emeklerimizi, pozitif ayrımcılıkla Türk Kahvesi adına daha farklı ve içten vermeye devam ediyoruz. İlk kitabım “Kahve-Topraktan Fincana”nın Çin’de Çince okunması, çok yakında İngilizce olarak tüm dünyada raflara çıkması ve gerçekleştirdiğimiz bu Amerika Turu, ufak adımlar olsa da bir şeyler yapabilme vicdani rahatlığının yanı sıra, alınan ödül ve yapılanlarla dünyada da yer bulduğunu ve ivme kazandırdığını görmek gurur verici.

Turkish Coffee Lady olarak da bilinen Gizem Şalcıgil White çok sevdiğim bir dostum. Bu projeyi daha önce de 2 defa yaptı ve çok güzel başarılar getirdi. Emeği, katkısı o kadar büyük ki anlatamam. Geçen sene konuşurken bunu farklı bir bakış açısı ve farkındalık ile nasıl yapabiliriz dedik ve sonuç Türk Kahvesi Kültür ve Sanat ile buluşuyor mottosuna geldi. İşin içinde sanat deyince tabii ki “MicroAngelo” olarak da dünyada bilinen mikro art sanatının da sayılı isimlerinden Hasan Kale projenin merkezine oturdu. Hasan Kale, kahve telvesinden eserlerini yaratırken, yeteneğin verdiği rahatlığı ve bakış açısını o kadar net hissediyor ve görüyorsunuz ki, sanki 5 dakikada ben de yaparım kolaylığını görüp, bir ömür harcasanız çıkmayacak eserlere şahit olunca hayranlığınız bir kat daha artıyor. Nişantaşı Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Göknur Akçadağ’nın projede oluşu Türk Kahvesinin tarihini, dününü ve bugününü aktarırken çok önemli bir değerdi. Sadece anlatmak değil kahve pişirmeye kadar giden bir yoldu bizler için…

Proje şekillendi ve 5 Ağustos 2019 tarihinde İstanbul’daki lansman ile basına duyuruldu. Sektörün, basının ve yurtdışı partnerlerin ilgisinin büyük olduğunu görmek, Troy Ödeme Sistemi başta Ana Sponsor olarak olmak üzere, Kuru Kahveci Mehmet Efendi, Arzum ve Kütahya Porselen gibi Türkiye’nin en büyük firmalarının sponsor olarak destek oluşları gücümüzü ikiye katladı. Bu işte motivasyon önemli. Non-Profit bir projede yaptığınız işten zevk alıp bir amaç güdüyorsanız, yanınızdakilerin size verdiği güç ana merkeze oturuyor ve sizi doğrudan etkiliyor.

İstanbul lansmandan sonra ön çalışmalarımızı tamamlayıp, 6 Eylül sabahı İstanbul Yeni Havalimanı’ndan New York JFK’ye yolculuğa başladık. Akşam varıp indiğimizdeki öğlen oluşu tabii ki hemen kahve ile ayılıp güne devam etmemizi sağladı. Ertesi gün New York Başkonsolusu Sayın Alper Aktaş’ın da teşrifi ile devletimizin gücünü de arkamıza alarak Empire State binasının yanında The Marmara Avenue Hotel’de lansmanımızı gerçekleştirdik. Hem yurt içinden hem de Amerikan basını ve seçkin davetlilerin katılımı ile start verdik Amerika yolculuğumuza…
İlk durak New York… Frank Sinatra’nın da dediği gibi uyumayan bir şehir. Siren sesleri ve kozmopolit yapısı ile İstanbul’a birçok benzerliğini söylemem mümkün. İnsan popülasyonunun yoğun olduğu yerler ile başlayarak, Apple Mağazası ve ünlü The Plaza Hotel’in önünde ilk kahve servislerimizi yaptık. Gelenler, tadım yapanlar ile olumlu yorumlar ve sohbetler, bizlere bu işi iyi ki de yaptık dedirtmeye ilk anlardan başlattı. Tabi ki Türk Kahvesi’ni sunarken baklavamızı ve Türk lokumumuzu unutmadık. Genelde her şeyi şekerli ve tatlı yemeye alışık bir toplumda, Türk Kahveleri genel olarak orta ve şekerli denebilecek bir yapı ile sunuldu. Sonra olmazsa olmaz filmlerde görmeye alışık olduğumuz bir yere geçtik Grand Central Station… Bu tarihi yapı gerçekten çok etkileyici. Ekipten kızların ve Gizem’in bindallı benzeri geleneksel bir kıyafet, ellerimizde cezve ve geleneksel zarflı kahve fincanlarımız ile -insanlar ilk başta bize ne yapıyor bunlar diye baksa da- damaklarında hissettikleri lezzet gülümseten anlara sebep oldu. Düşünsenize bütün aşk filmlerinde aşıkların buluşma noktasında bizler Türk Kahvesi içiriyoruz. Samsung Genel Merkezi, Ünlü Flat Iron Binasının önü, 5th Avenue gibi ünlü noktalarda bu işleme fazlasıyla devam ettik ki, durduğumuz her yerde makineler ısınmadan kuyruk oluşmaya başlıyordu. Sadece bedava dağıtılan bir şey olarak düşünmeyin. Bardakları kontrol ettim, birçoğu içiliyor ve bitiriliyordu. Tabi New York’da olup dünyaca ünlü Manhattan manzarasının görüldüğü Exchange Place Nort’da olmamak da olmazdı. Hem kitaplarımla, hem kahvemiz ile hem de insanlar ile kültürümüz ve kahvemize dair yaptığımız sohbetler sebebiyle, üzerinde milli forma giymiş A Milli futbolcular gibi hissettik hepimiz… Aynı hafta içinde çok değerli bir Türk, Hasan Altuntaş’ın başında olduğu Zoi Dil Okulu’ndaki aktivitemiz, Türk nüfusunun da yaşadığı New York’a 30 dakika mesafedeki Peterson’da belediye başkanını makamından indirip elinde kahve ve baklava ile “Hadi gel vatandaş Türk Kahvesi’ne” nidaları bu işe ısındığımızı gösteriyordu herhalde.

Biz kahve yapıyor, anlatıyor ve kitap ile insanlara Türk’lerin neler yaptığını gösterirken, Hasan Kale’nin fincan tabaklarına çizdiği eserler ayrı bir hayranlıkla dikkat çekiyordu. Tarif edilemez bir yetenek Hasan Ağabey… 40 gün aynı evde beraber kalıp, gözümle görmesem birinin anlatmasına inanamazdım. Oturup film seyrederken yanımda 30-40 dakikada yaptığı Beyaz Saray portresini ben 50 yıl uğraşsam yanına yaklaşamazdım. İş sadece kahve değil yani…

New York’ta Central Park girişindeki meşhur Columbus Circle’da festivale katılmadan olmazdı, ki insanlar yine kuyruklar halinde kahvemizi tadarak düşüncelerini anlatıyordu. Central Park içindeki performanslarımız, SOHO’da insanların ilgisi, Brooklyn ve Coney Island’da aracın varlığı her yerde aynı merakı tetikliyordu. Abartmayayım ama sanki böyle bir kamyonu bekliyorlarmış ve biz eksikliği tamamlamışız izlenimini hissettik, belki de ukalalığımız tutmuştur.

15-16 gün sonra ne yaptık durmak yok… Atladık trene ver elini Washington D.C…. New York’tan sonra gelince çok sakin, huzurlu, daha sessiz ve tam bir başkent havasını tren garından çıkınca hissediyorsunuz. Çok düzenli bir şehir. Evimize Hasan Ağabey ile yerleştiğimizde yaşadığımız en komik anımı buradan anlatmayacağım ama en ilginç ve komik durumlardan biriydi diyebilirim. Yemeklerimizi yedik ve ertesi sabah bu şehrin de startını vereceğiz heyecanı içimizde vardı. Dikkat, yemeklerde her şey tatlı… Çorba yanına belki mısır ekmeği tuzludur diye aldım, yemekten sonra da bir muffin yerim diye tatlımı alıp oturdum ki, mısır ekmeğim tatlı, muffin tuzlu çıktı, kilo almadan döndüysem bu büyük başarıdır. Gizem’in Amerika’da 2 adet kafesi var ve otantik Türk konsepti ile hakikaten ismi gibi Türk Kahvesi ve Geleneklerinin Elçisi. Hayatta dostum diyebildiğim ve bundan gurur duyduğum 3-5 kişiden biri. Bir insanın içinde hiç olumsuz ve negatif bir düşünce olmaz… Kalbi iyilik ile dolu ender insanlardan biridir. Washington’un en fiyakalı AVM’lerinden Tyson’s Corner Center’daki mağazada Türk Kahvelerimizi baklavalar eşliğinde yudumlarken planlamalarımızı yaptık. Kamyonumuzun muhteşem şoförü Porto Riko’lu Zen’de hayatında ilk defa tattığı Türk Kahvesi’nin müdavimi oldu desem yeridir. Tam da o gün Washington Monument’in açılışına denk geldik ve Tanrı yüzümüze gülerek bu önemli günde hadi içeride Osmanlı’dan gelen tuğla ve parçalar var iken dışında da Türk Kahvesi’ni tadın diyerek başladık kahveyi anlatmaya, içirmeye… Beyaz Saray’ın önüne geldiğimde kitabımı ve fincanı saraya doğru tuttum ve “Ey Amerikan Başkanı, bir gün kendi ellerimle yapıp içireceğim bu kahveyi sonra da kitabı okutturacağım” diye hayalimi haykırdım. Gizli Servis ajanlarının acaba bir terör eylemi mi oluyor diye düşünmemesi için bu haykırışı olabildiğince kısa tutup bir fotoğraf karesi ile kenara koydum. Ama olacak o gün, hissediyorum…

Washington’un en önemli festivallerinden kilometrelerce uzunlukta bir caddenin kapanması ile 25-30.000 insanın tıklım tıkış doldurduğu H Street Festival’de çok yorulduk ama değdi. Biz Türk’üz ve şans ve ilginçlikler de bizle beraber ya… Sen kalk 30.000 kişinin olduğu uzun caddede 10 metre önümüzde sahneye dansöz çıksın. Bir ara bizim şoför Zen’in arka arkaya videolar çektiğini gördüm, adam ne yapsın Porto Riko’da dansöz görmemiş ki. Kamyonun üzerinden çektiğim kitaplarımın resmi ile anladım ki Amerika’da çok büyük bir pazar ve kitle var ve biz çok şey yapabiliriz, yol açık….
Washington’da iken 1 günlüğüne New York DEIK Zirvesi’ne katılma daveti ile sabah git akşam dön yorucu bir yolculuk da yaptık ama değdi. Devletin zirvesi ile bakanlar, DEIK Başkanımız, ünlü doktor Mehmet Öz ile kahve içtik, kahvemizin gücünü gösterdik. Pozitif ayrımcılık olarak Fenerbahçe USA Derneği de orada olunca, çubukluyu görünce tabi kalbim farklı da atmadı değil.

Tyson’s Corner Center’da Turkish Coffee Lady’de Hasan Kale’nin müthiş canlı performansları, kumda kahveyi yaparak ve geleneklerimizi anlatırken insanların ilgisi tüm yorgunlukların gittiği andır bizler için. Akşam eve vardığımızda Hasan Ağabey ile keyifli sohbetler yaparken biz yine bahçedeki sincapların eşliğinde kahve yudumlamaya devam ediyorduk. Amerika’nın en çok izlenen sabah programlarından WUSA90 televizyonunda canlı yayında Gizem ile Türk Kahvesi’ni anlattık. Büyük gururdu bizler için. Düşünün Amerika’da gidip canlı yayına katılıyorsunuz ve gelenekleri, kahveyi anlatıyorsunuz. Tabi rahat duramam, sonunda kamu spotu mesajını vermeden programı kapatmadık. “Dünya’nın En Sağlıklı Kahvesi Türk Kahvesi’dir”  (Sonra detaylarını veririm kaynak: Akrilamid)

Son günlerde Beyaz Saray’ın olduğu caddede her sene yapılan en büyük organizasyonlardan Türk Festivali’nde idik. Şovlar, Workshoplar, Türk Kahvesi ve Lokum & Baklava ikilisi ile hem Türkler hem de Amerikalıları dönerin yanında da olsa bu lezzetle buluşturduk. Harika bir etkinlikti. Turkish Coffee Lady ortaklarından ünlü yazar Ahmet Şerif İzgören’in Washington’da gerçekleştirdiği seminerde de Türk Kahvesi’ni konuşmadan edemedik. Son günde ise New York’ta gerçekleştirilen Influencer Summit’de kahve ikramları mutlu sonu beraberinde getirdi.

Toplamda baktığımızda sabahtan akşama kadar hep bir hareket ve çalışmanın içinde 2 gün kendimize ayırmışız ama her yerde kitaplar ile Brooklyn Köprüsünden, Özgürlük Heykeli’ne, Capital’dan, Cental Park’a kadar her yerde kendimizi var etmeyi bildik. Ne de olsa İngilizcesi yakında çıkıyor ve alıştırarak göstermek, fragman vermek iyidir. Çin Mahallesi’nde elimde Çince kitabımla verdiğim poz hayallerimdendi ve hem kendim için hem de ülke için bence müthiş bir gurur oldu.

Daha çok şey yaşadık ama özetle anlatmaya çalıştım ki, Amerika’da Türk Kahvesi gerçekten muazzam bir yol kat etmeye başladı ve önü açık. Organizasyonumuza destek vermek isteyen birçok şirket ve marka bizlere ulaştı, bu da çok sevindirici. Gizem’in açtığı ve yönettiği bu yolda bir takım olarak bu ekip bu görevi daha da büyüterek devam edecek. 2020 yılı içinde planlamaya başladığımız bir Avrupa (büyük ihtimalle Almanya) ve Amerika’nın Batı Kanadı var. Biz aynı denizyıldızları gibi bir tane bile denize atsak bir tanesini kurtardık vicdani rahatlığı ve mutluluğu ile yollarda olacağız.

Başta sponsorlarımız, ismini tek tek sayamayacağım tüm ekibimiz olmak üzere çok mutlu ve gururluyuz. Ama durmayacağız. Tüm dünyaya Türk Kahvemizi içirmeye başlayana kadar, Avrupa’da Amerika’da Türk Kahve’mizi kafelerin restaurantların menülerine dahil edene kadar, ama en önemlisi bu mükemmel tadı insanların makineler ile evlerine de bir alışkanlık olarak getirene kadar devam ve yolumuz çok uzun…

Her zaman söylediğim gibi kahve mutluluk verir…

Sağlıcakla, Kahvenin Hatırı ile ve Mutlulukla kalın dostlar…

food time logo

FOOD TIME SOSYAL AĞLARDA

Bizleri sosyal ağlarda da takip edebilirsiniz. Hem güncel haberlere hemde dergi içeriğimiz ile ilgili duyurulara ulaşmak için hesaplarımızı beğenip takip edebilirsiniz

YORUMLAR