Kategori: RÖPORTAJ
Okuma: 6.811 kez
Yayın Tarihi: 28.10.2020 Çarşamba 13:53:04
PAYLAŞ

Sanat Konuğu: Bora ÖZTOPRAK

Şarkıları hiç eskimeyen ve geniş bir kitlenin kalbinde taht kurmuş, 5 yaşından bugüne müzikle iç içe olan Bora Öztoprak konuğumuz. Biraz müzik, biraz yeme-içme konuştuk.
Sizden ilk önce yeni single ile ilgili bilgi alalım. 

Yeni single “Mesela”. Single yeni, 17 Nisan’da yayına çıktı ama şarkı eski bir şarkı. Ömer Teoman ile 2000’lerin başlarında yaptığımız bir şarkıydı. Ömer Teoman ile birlikte zaten onlarca şarkıya imza attık beraber, bu da onlardan bir tanesi. Mesela şarkısını yayınlamak yıllardır bir türlü kısmet olmamıştı. 

Şarkıyı bestelediğimizden bu yana defalarca demosunu yaptık, başka albümler yayınladım, bir sürü şarkı yayınladım. Hatta arada Asya adlı bir başka şarkıcı arkadaşımızın da albümünde yer almıştı. Bir türlü zamanı olmadı, şarkı bu zamanı seçti. 

İlginç bir şarkı oldu, tarih olarak ne zaman yayınlanacağını kendi seçti. Biz 2020’nin başlarında yayınlama niyetindeydik. Mesela şarkısı Kasım ayı gibi bitti, klibi de Ocak’ın ilk haftalarında çekildi. Şubatta yayınlayalım dedik, o dönemde annemi kaybettik. Ardından Mart ayının başı gibi bir tarih konuşuldu. O dönem salgının başladığı, ne olacağı belli olmayan tuhaf bir zamandı. Yapımcı firmamız Ada Müzik erteleme kararı aldı. Şarkı ertelene ertelene 17 Nisan’ı seçti. O yüzden ilginç bir şarkı.

2019 yılında annemle yaşadığımız biraz üzücü, biraz yorucu bir süreçti, kanser süreci geçirdik. Şarkının sözleri beni biraz o günlere götürüyor. Sürpriz bir şekilde klibi de buna uygun oldu. Klibi Barış Kırımşelioğlu çekti, senaryosunu da oyuncu arkadaşımız Sertan Erkaçan çok etkilenerek yazdı. Barış da muazzam kurguladı. Gerçekten hikayeyi çok iyi anlattığını düşünüyorum. Ne demek istediğini çok iyi anlattı. Fevkalade profesyonel bir klip oldu. Ümraniye’de bir film setinde çekildi ve gerçekten istenileni verdi. Ayrıca kliple ilgili gurur duyduğum bir başka nokta var. Başrollerinde öğrencilerim oynuyor. Çağatay Güleray ve Kardelen Hacıoğlu. Her ikisi de farklı dönemlerde Müjdat Gezen Aktör stüdyoda, benim de Çiçek’in de öğrencisi oldular. Çiçek’ten oyunculuk eğitimi aldılar. Benim müzik eğitimimden geçtiler. İkisini de klibimde görmek bir hocaları olarak son derece gurur verici bir durum. O sebeple benim için hem şarkı hem klip son derece özel oldu. Ada müzik etiketiyle yayınlanan 3.single çalışması. İlki 2018’de yayınlanan “Hayranım” adlı şarkı. İkincisi 2019’da “Dokuzuncu Köy”. Üçüncüsü de 2020‘de “Mesela”. Her yıl bir single gibi bir mottoyla devam ediyor gibiyiz. 

Yeni eser yaratma sürecinde en büyük ilham kaynağınız nedir?

Benim genelde ilham kaynağım yalnızlıktır. Kuştan-böcekten, aşktan-sevgiliden ziyade yalnız kaldığımda duygularım, biriktirdiğim hislerim ortaya çıkar. Enteresan bir şeydir, yani hayatın içinde bir şeyler yaşarsınız, birilerine kızarsınız, kırılırsınız veya bir şeye çok sevinirsiniz, bir olaydan çok etkilenirsiniz. Bunların nerede, hangi sandıkta beklediğini fark etmediğiniz zamanlar vardır. İşte o yalnızlık anlarında hangisi daha çok birikti ve hangisi daha çok ifade edilemeye ihtiyaç duyuyorsa; hangi duygu, hangi tecrübe, hangi anı, o yalnızlık anlarında ortaya çıkıyor. Yalnız olduğum kendi dünyamı dinleyebileceğim zamanlar en çok şarkı ürettiğim zamanlardır. Onun dışında çok bilinen klasik romantik mevzulardan çok ilham aldığımı söyleyemem.

Karantina sürecinde sevenlerinizle online ortamda buluşuyorsunuz. Bu yaşanılanlar hakkında hislerinizi ve önerilerinizi alabilir miyiz?

Karantina sürecinde online ortamda sevdiklerimizle buluşuyoruz. Sevdiklerimizle derken özel hayatımızda dostlarımızla, arkadaşlarımızla da online ortamda buluşuyoruz. Onun dışında takipçilerimizle de her Çarşamba ve Cumartesi günleri instagram üzerinden canlı yayınlar, konserler yapıyoruz. Konserler oldukça renkli geçiyor. Mümkün olduğu kadar interaktif yapmaya çalışıyoruz. Özellikle Çarşamba günleri bir anketle başlıyor. Gündüz anket yayınlıyorum. İki sanatçı öneriyoruz, bir sanatçı seçmelerini istiyoruz. Bora Öztoprak şarkılarının dışında o sanatçının şarkılarına ağırlık veriyoruz. Takipçiler yoğun bir ilgi gösteriyor, bazen istedikleri sanatçı seçilmediği zaman sitem edenler oluyor. Program çok aktif geçiyor, çok hızlı geçiyor. Instagram canlı yayınları 1 saatle sınırlı olduğu için nasıl bittiğini ben de anlamıyorum. Gerçekten orada müdavim takipçiler oluştu. Kendi aralarında çok keyifli sohbetler dönüyor. Şimdilik güzel tabi ama şunu söylemeden geçemeyeceğim. Ben 16 yaşından beri sahnedeyim. 47 yaşımı bitirmek üzereyim. O sene bu sene hep seyircilerim ile göz göze, yüz yüze olmaya çok alışkınım. Aşırı derecede özledim. Ama bu da zevkliymiş. 

Öte yandan bu yaşananlar hakkındaki hisler ve önerilere gelince... Şimdi hislerim çok karışık. İlk başta adapte olamadık. Tabi ki önce biraz kaygılandık, hiç gördüğümüz alışkın olduğumuz bir şey değil. Bütün dünyayı kasıp kavurdu. Sonra 2.aşama bütün dünya bunu yaşıyor, yalnız değiliz hissi oldu. Açık söylemek gerekirse, işin ciddiyetini erken kavrayanlardanız. Dolayısıyla adaptasyonumuz da hızlı oldu. Masanın üzerine en büyük şanslarımızı koyduk. Yaşadığımız süreç zevksiz bir süreç, güzel bir süreç değil ama biz ailecek kendi şanslarımızı görmeye odaklandık, çünkü oğlumuz yılın başında Amerika’daydı, Şubat ayının başında döndü. Bu büyük bir şanstı, yani salgın oluşmadan önce dönmüş olması, bizimle beraber olması en çok dua ettiğimiz durumlardan bir tanesi. Çünkü New York’ta çalışıyordu. Eğer New York’ta olsaydı biz delirirdik. Ailecek bir arada olmamız bizi hep ayakta tuttu. Yeni şeylere yöneldik. Sürekli üretmeye odaklandık. 

Bu süreçte single çıktı. Ardından bütün orkestra arkadaşlarımı toparladım, hepsi evlerinde benim eski şarkılarımdan “Hele Bir Sabah Olsun” şarkımı çaldılar, video çekip bana yolladılar. Oğlum Ardahan onu editledi, bir klip yaptı. Ben onu mixledim bir şarkı haline getirdim ve Youtube kanalımda yayınladık. 

Çiçek sürekli canlı yayınlar yapıyor. Evde çekim alanları oluşturduk. Bayağı setlerimiz var, set kuruyoruz. Ardahan arkadaşlarıyla online olarak birlikte spor yapıyor. Üniversite öğrencisi olduğu için online eğitimleri devam ediyor. Çok klişe olacak ama okumadığımız kitaplara, seyretmediğimiz filmlere zaman ayırıyoruz. Ben ekmek yapmayı öğrendim. Lahmacun ve pizza yapmayı öğrendim. Kısaca hamurla ilişki kurmayı öğrendim. Dolayısıyla hislerimiz iyi, pozitif. Kendimizi pozitife çevirmeyi başardık. Açıkçası herkesin de bunu yapmasını öneririm. Evde oturup, sürekli haberleri seyredip, vaka sayılarını takip edip, “Eyvah ne olacak, ne zaman sokağa çıkacağız, biz bir daha hiç eski hayatımıza dönemeyecek miyiz?” gibi kaygı artırıcı sorulara hiç bulaşmamak lazım. Tamamen evde bir rutin oluşturmak, evde bir düzen oluşturmak lazım. Bu düzen oluştuğu zaman insan kendine dönüyor ve imtihan döneminden geçtiğini, hem de ülke değil dünya olarak büyük bir sınavdan geçtiğini sorgulamaya başlıyor ve bu sınavı iyi atlatmak gerekiyor. Sağlıklı, akıl sağlığı yerinde, fiziki sağlığı yerinde atlatmak gerekiyor. Onun dışında, özellikle ve özellikle sosyal medya kaynaklı hiçbir bilgiye itibar etmiyorum. Asla etmiyorum, yollayan arkadaşlarımla da belki de kalp kıracak şekilde tartışıyorum. Benim tek bilgi kaynağım lisanslı otoritelerdir. Sadece oralardan bilgi almaya çalışıyorum. Bunu da öneririm. Çünkü insanların birbirine kötüyü empoze etmek gibi bir eğilimleri var. Bazıları iyi niyetle paylaşılıyor ama insanda iyi hisler bırakmıyor. Öte yandan doğru da değil, her seferinde yalanlanıyor. Her seferinden yalanlanmaktan bıkmadı mı bu arkadaşlar? Bu da önerilerimden bir tanesi. En az maske takmak kadar önemli. Sosyal medyadaki böyle saçma sapan paylaşımlara müsaade etmeyin derim. 

Ondan başka önerim, evde oturun, yani biz hepimiz evde oturuyoruz ve evde oturarak ölmüyoruz. Neticede evimiz. Sokakta olmayan, açıkta aç olmayan herkes ne kadar şanslı olduğunu düşünsün. Kapısını kapattığında evinde kalabilme özgürlüğünü düşünsün. Evinde kalabilme özgürlüğü olan insanların şımarıklık yapıp, sokağa çıkmalarına inanamıyorum. Sokağa çıkmak zorunda olan insanlara da çok ayıp. Çünkü onlar pek çok eksikliği gidermekteler. Bizler için çalışmaktalar, kendilerini riske atmaktalar. Dolayısıyla onlara ayıp ediyoruz. Evde kalmak için canını dişine takanlara, işinden vazgeçenlere, işsiz kalanlara, ekonomik sıkıntıya düşecek olanlara -ki düşeceklerdir- biraz saygı lütfen. Hele ki bizim sektörde ne zaman geri dönüş olacağı hiç belli değil. Dolayısıyla bizim sektörün büyük bir çoğunluğunda iflaslar, ciddi ekonomik sıkıntılar görülecektir. Bizim sektör için çok alışıldık bir durumdur bu. Çok sorun değil, atlatılır ama pek çok insan bu bedeli öderken, “Efendim hava almaya çıktık” söylemi bana şımarıklık geliyor. Hava almaya çıkmayın efendim, balkona çıkın, pencerenizi açın, evinizi havalandırın, çıkmayın. 

Eğer müzisyen olmasaydınız, hangi mesleği seçerdiniz?

Şu anda var olan yüksek lisans diplomam Astronomi ve Uzay Bilimleri üzerine. Yüksek lisanstan mezun oldum, üzerine de doktorasını yaptım ama son dakikada doktorayı bitiremedim. Tezimi teslim etmedim, bitiremedim. Doktora seviyesinde ama doktora diplomalısı değilim. Herhalde yüksek lisans diplomalı bir astronom olarak bilim yapmayı isterdim. Muhtemelen yapardım, özellikle yaratıcı mesleklerde yani fikir üreten mesleklerde daha çok kendimi ifade edebildiğimi görüyorum.

Sizin evde mutfak hakimiyetinin Sayın Çiçek Dilligil’de olduğunu biliyoruz. Siz ne sıklıkla mutfağa girersiniz? Yemek yapmayı sever misiniz? En başarılı olduğunuz yemek hangisi?

Çiçek’in mutfak hakimiyeti sadece yemek yapma becerisi, el lezzeti, sofra kurma, zengin sofralara öncülük etmekten ibaret değil. Organizasyonu, haftanın organizasyonu, alışverişin organizasyonu yani bütün bunları o kadar iyi yapıyor, konuya o kadar hakim ki, biz Ardahan ile birlikte ancak ona lojistik destek verebiliyoruz. Ama onun dışında Çiçek’in çok yoğun olduğu zamanlarda mutfağa girerim, mutfakta da hiç fena değilimdir. İddialı yemekler de yapabilirim yani sadece öyle makarna, yumurta falan değil. Çok ağdalı et yemeklerindenbahsediyorum. Şimdi karantina sürecinde lahmacun pizzaya kadar, her şeyi elde açma hamuruyla birlikte yapabiliyorum. Mutfağa girmeyi de severim. Ama dediğim gibi ihtiyaç olmuyor. Çünkü Çiçek organize, pratik… 1 saat içinde 5 çeşit yemeğini yapar, mutfaktan çıkar. 1 hafta o dolap dolu olur. Onun organizasyonunu da çok iyi yapar. 

Yemekle uğraşmak bana terapi gibi gelir. Üşenmem. En başarılı olduğum yemek, sanıyorum lahmacun, pizza, ekmek… Bu karantina sürecinde hamur işlerinde başarılı olduğumu keşfettim. Gerçekten şahane ekmekler çıkarıyorum. İyi bir hamur açıcısıyım. Şahane lahmacun yaptım. Bunlar bence spesifik yemekler. Onun dışında tencere yemeklerinde de kendimi başarılı bulurum. İyi tencere yemekleri yaparım. Türk usulü yemekler diyelim.

Alışverişlerinizde önceliğinizi ne belirler? Mevsiminde oluşu mu, organik oluşu mu, fiyatı mı, görüntüsü mü ya da açlık düzeyiniz mi?

Mevsiminde oluşu, organik oluşu, fiyatı, görüntüsü, açlık düzeyi bunların hepsi belli ölçülerde etkili. Benim organik gıdadan algıladığım moda olan şeklinin biraz dışında. Bu organik ve kuantum kelimelerinin geçtiği şeyleri, her ne konuda geçiyorsa pek tüketmemeye çalışıyorum. İkisinin de yanlış kullanıldığını biliyorum. Organik dediğiniz şey mevsiminde sebze, canlı demek. Mevsiminde sebze tükettiğiniz zaman organik oluyor. Hiç dondurulmuş gıda tüketmeyiz. Şöyle düşünün, yazdan taze fasulyemizi alırız. Çiçek onları ayıklar, işlemlerden geçirir, torbalar, dipfrize koyar. Dondurulmuş gıdamız budur. Hazır paket gıda tüketmeyiz. Kışlık domatesimizi yazdan kendimiz yaparız. Hazır tükettiğimiz şeyler, yoğurt, süt, onları da laktozsuz süt tüketiriz. Hiç laktozlu süt tüketmiyoruz. Çünkü üçümüzün de midesi laktoz ile barışık değil. 

Karantina da ekmek yapmayı öğrendiğimize göre, ekmeği de kendimiz yapacağız. Sebzeyi de mevsiminde tüketmeye çalışıyoruz. Onun dışında tereyağı, zeytinyağı, zeytin gibi belli başlı şeyleri de bize çoğunlukla çiftliğinde üreten kişiden geliyor. Ama alışveriş yapmayı, market alışverişi yapmayı severiz. Evimizde dolabımızı bereketli, zengin tutmayı severiz. Açlık düzeyimiz çok etkili olmuyor. Evdeki eksik listesine göre gidiyoruz, alıyoruz. 

Türk yemeklerinden vazgeçilmeziniz hangisi?

Türk yemeklerinin hepsini çok severim. Tencere yemeklerini çok severim. Ancak ilk sırada etli yaprak sarması vardır. Bizim evde etli yaprak sarmasının profesörü yaşıyor. Çiçek çok güzel yapar. 

Dünya mutfaklarından öncelikli tercihiniz nedir?

İtalyan ve Çin mutfakları diyebilirim. Ama İtalyan iki adım önde. İtalyan mutfağını çok severim. Sadece pizza, makarna olarak değil. Onların çok çeşitli patlıcana dayalı ürünleri vardır. 

İstanbul’da favori yeme-içme mekanınız neresi? Neden?

Moda’daki tarihi Koço Meyhanesi. Benim vazgeçemediğim bir yerdir. Çoğunlukla dışarıda yemek yeme ihtiyacımız olmuyor. Hakikaten evimizde bu konuda başarılıyız. O yüzden de çok restorana gitme merakımız yoktur. Ara sıra sevdiklerimizle, dostlarımızla buluşmak için gideriz. Yemeğin ve mekanın birinci derecede önemi yoktur. Ben restorana gideceğim zaman, dışarıda yemek yiyeceğim zaman çoğunlukla tercih ettiğim mekanda mezeye boğulmak istemem. Mezeyle doymayacağım, yüksek müzik olmayan ve ne yiyeceğimi bildiğim bir mekan olduğu için, Koço Meyhanesi tercihim. Yıllardır mutfak standardını, lezzetini değiştirmemiş, ağız lezzetime çok uygun olan, çok iyi balık yapan yani her türlü balığı çok iyi pişiren ve belirli başlı mezeleri olan şahane bir meyhanedir. O yüzden de klasiktir. O yüzden de yüz yılı devirmiş bir meyhanedir. Dolayısıyla bir numaralı tercihim orasıdır. 

Yeni bir mekan denemenizin etkeni nedir? Merak mı, tavsiye mi yoksa biraz eskimesini mi beklersiniz?

Yeni bir mekan denememin etkeni çoğunlukla tavsiye olur. Bu tür tavsiyelerde Çiçek ve O’nun çevresinden gelir. Ben çok yenilik arayan bir adam değilimdir. Sevdiğim şeyler vardır. Onları çok değiştirmeyi sevmem. Sevdiğim yerlere giderim, sürprizlerden çok hoşlanmam. Çiçek’in de genelde tavsiyeleri bana süzerek verdiğini düşünüyorum. Yeni nesil, fazla abartılmış restoranlardan hoşlanmıyorum. Benim için biraz daha otantik olması, daha yerel yerli olması önemli. Yurtdışından Türkiye’ye aynı şekilde gelen restoranlar çok bana göre değil. Sevmiyorum onları. Bir AVM günü geçiriyorsam, eğer alışveriş yapıyorsam, AVM içerisindeki bu cafe mutfaklarına yakın American Cafe yerleri severim, oralara giderim. Ama sadece AVM günü için. Genel olarak restoran konusunda düz, standart zevklerim var.

Asla yemem dediğiniz ve yemeden duramadığınız yiyecekler nelerdir?

Doğrusu asla yemem dediğim bir şey yok. Belki kabuklu deniz ürünlerine, ahtapot türü şeylere çok meraklı değilim. Yurtdışında tükettim. Cannes’de müzik festivalleri olur. Kabuklu deniz ürünlerini bayağı güzel yapıyorlar. Yurtdışına gidince böyle bir deneme merakım oluyor. Ama buraya gelince, “Ah bir kabuklu olsa da yesem” demiyorum. Ama asla ağzıma sürmem de demem. Yerim yani. 

Yemeden duramam dediğim, maalesef patates kızartması vardır. Kendisi ile hiç vedalaşamıyoruz. Esas bir numaram dönerdir. Yani döner bir yana dünya bir yana diyebilirim. Hatta çevremizde çok vegan beslenen arkadaşlarımız var. Ben de çok et tüketen bir adam değilim. Yer yer dikkatimi çekiyor, vegan beslenebilir miyiz acaba diye bakıyorum. Hemen o anda aklıma döner geliyor ve vazgeçiyorum. Döner gerçekten benim vazgeçilmez yemeklerimden biri.

Beslenme düzeninizi nasıl sağlıyorsunuz?

Dikkat etmeye çalışıyoruz. Kendi adıma günde 3 öğünün altına düşmemeye çalışıyorum. Kahvaltı etmeden güne başladığım çok çok nadirdir yani gerçekten çok çaresiz olduğum, geç kalktığım ve geciktiğim bir işim varsa dışarda, o zaman kahvaltı etmiyorum. Ama sabah mutlaka bir şeyler yerim, kahvaltı ederim. Kahvaltının önemli olduğunu düşünüyorum. Ara öğünlere özellikle aktif spor yaptığım zamanlarda daha fazla dikkat ediyorum. Ara öğünlerde yulaf yiyorum, çiğ kuruyemiş tüketiyorum. Ara öğün saatlerine dikkat ediyorum. Geç kalktığım ve geç yattığım için de günümü, beslenme aralıklarımı kalkış ve yatış saatlerime göre ayarlıyorum. Aslında çok zor bir şey değil. Yani insanlar saat 12.00-12.30 gibi öğlen yemeği yerken ben öğle yemeğimi 16.00-17.00’de yiyorum. Akşam yemeğini 18.00-19.00’da yiyorlar, ben daha çok 21.00 gibi yiyorum.

Kendinize müziği de içeren bir yeme-içme mekanı açma hayaliniz var mı? 

Kesinlikle böyle bir hayalim yok. Çünkü bir restoran işletmeciliği, bir bar işletmeciliği müziğin çok ötesinde bir iş. Çok zor bir iş. Orada müzisyenliğiniz kaybolur. Hiçbir şekilde müzisyenliğinizi kullanamazsınız. Sadece restoranın ihtiyaçlarını, personelin ihtiyaçlarını, vergisini, belediye ile olan ilişkisini, maliye ile olan ilişkisini düşünürken, müzik yapamazsınız. Dolayısıyla hiç öyle bir hayalim yok.

Son olarak Food Time Dergisi okuyucularına ne söylemek istersiniz?

Tüm Food Time takipçilerini sevgiyle selamlıyorum. Herkese sağlıklı güzel günler diliyorum. Öncelikle kavuşabildiğimiz, sarılabildiğimiz, öpüşebildiğimiz, normal günler diliyorum ve güzel, sağlıklı mutfaklarda, sağlıklı yemekler diliyorum.
Etiketler bora öztoprak,
food time logo

FOOD TIME SOSYAL AĞLARDA

Bizleri sosyal ağlarda da takip edebilirsiniz. Hem güncel haberlere hemde dergi içeriğimiz ile ilgili duyurulara ulaşmak için hesaplarımızı beğenip takip edebilirsiniz

YORUMLAR