Kategori: RÖPORTAJ
Okuma: 3.870 kez
Yayın Tarihi: 27.10.2020 Salı 13:06:48
PAYLAŞ

BİR AŞ HİKAYESİ

TRT Belgesel’in sevilen programı Bir Aş Hikayesi’nin sunucusu Mete Göktürk ile yemeklerin hikayesini, programın içeriğini konuştuk.
Sizce her yemeğin bir hikayesi var mıdır?

Yemek bir yolculuktur. Günümüze gelene kadar bir sürü elden ve evden geçmiştir. Bu sebepten her yemeğin binbir hikayesi vardır. Yemeğin hikayesi aslında genellikle göç, savaş ve ticaret sebebi ile dolaşımıyla oluşur. Örnek olarak Mantı Çin’den yola çıkmıştır, Orta Asya’da içine et olarak at eti kullanılmıştır, sebebi ise o coğrafyada uçsuz bucaksız steplerde ve iklim şartlarında atların daha kolay ve doğal olarak yetişmesi. Kafkaslara gelince ise dana ve koyun karışık iç harcı kullanılmış, Anadolu’ya doğru yolculuğuna devam edince doğuda dana kuzu karışık, batıda ise daha hafif bir tat için danaya dönülmüş. En son olarak Avrupa’da İtalya’ya kadar yolu uzamış orada da daha çok sebze ve peynir iç harcı ile yapılmış. Sadece iç harcı değil. Pişirme şekilleri Çin, Orta Asya ve Kafkaslarda buhar iken Anadolu ve İtalya’da suda haşlamaya dönmüş. İsimleri farklı olsa da aslında ürün ayrı ürün. Göç yolundaki değişimi ve coğrafyaya göre farklılaşması çok açık görülüyor. Sadece bir yemek türünün evrilmesini izlediğimiz zaman bile aslında geri planda dünya tarihinden bir bölüm okuyoruz.

Aslında bir mimarsınız, ancak şu an yemek ile ilgili bir program sunuyorsunuz. Bu yol nasıl oluştu?

Yemeğe her zaman büyük ilgim vardı. Üniversite eğitimi için yurt dışına çıktım. Genel olarak Batı’ya yapılan eğitim seyahati, bende Doğu’ya, Moskova’ya doğru oldu. Eğitimimi tamamladıktan sonra yaklaşık 20 yıl Rusya, Orta Asya ülkeleri, Amerika ve Avrupa’da iş için yaşadım. Gittiğim her ülkede çok farklı mutfaklar deneyimleme şansına eriştim. Her zaman dışarıda yemek yemiyoruz tabi ki, uzun yıllar bu ülkelerde yalnız yaşadığım için kendim evde bir çok yemek denedim ve hala deniyorum. Gurbette yalnız yaşayanlar bilir, yaşadığınız ülkenin mutfağı ile beraber daha önce alıştığınız tatları karşılaştırmaya ve sentezlemeye başlarsınız. Bir de bir çok farklı ülkede arka arkaya yaşarsanız ve ilginiz de varsa ister istemez sizde bir alt yapı oluşur. Aslına yemek programı sunmama, eğitimim ve mesleğim sebebi ile çeşitli ülkelerde yaşamamın katkısı büyük. Sonuç olarak, her insanın şu anda yaptıkları geçmişte yaşadıkları deneyimler sonucu oluyor.

Bir Aş Hikayesi projesi nasıl başladı, siz nasıl dahil oldunuz?

Proje Sinematografik ve içerik olarak Türk televizyonlarındaki yemek programlarından farklı bir ürün yaratma amacı ile kurgulanmaya başladı. Projemizin yönetmenleri bu projeyi yazarken benim üzerime yazmışlar aslında. Bu özünde bir keşif projesi. Sadece yemek değil, insan hikayeleri de Bir Aş Hikayesi’nin radarında. Bana gelince, dünyayı gezmiş ve bir çok ülkede yaşamış, farklı kültürlerde farklı yemek ve yaşam biçimi deneyimlemiş bir karakter İstanbul’a gelip, bir çok farklı yemek çeşidinde inanılmaz zenginlikler olduğunu keşfediyor. Bu beni çok heyecanlandırdı ve hemen kendimi bu projeye ait hissettim. Bunda iki kadın yönetmen ile beraber çalışmamızın faydası büyük, programda dinamizm ne kadar var ise romantizm de o kadar var. Bizi misafir eden işletmelerin yemekleri yanı sıra insan hikayelerini de ön plana çıkarıyoruz. Mesela, insanlar sakatat bölümünde ciğer kasabını izlerken gözleri doluyor. Bu çok acayip bir etki bıraktı bende. Mutfağımız çok çeşitli ama yemekleri yapan insanların hikayeleri de bu toprakların zenginliği. Genellikle yemek ve belgesel programlarının bütçesi diğer programlara göre daha mütevazi ve düşük oluyor. Bir Aş Hikayesi’nde ise diğer programlara göre Yapımcımız ve TRT Belgesel ekibinden çok destek aldık. Hikaye dışında Bir Aş Hikayesi izleyicileri görüntü kalitesini çok beğendiler. Sinema ekip ve ekipmanları ile çalışıyoruz. Ayrıca program müziklerini de özel olarak yaptırıyoruz, hazır müzik kullanmıyoruz. Sonuç olarak tam istediğim yerdeyim. 

Program çekimleri sırasında yaşadığınız en ilginç olay neydi?

Günümüz dünyasında herşey çok hızlı değişirken, 3-4 nesildir aynı işletmeyi başarı ile kavga etmeden sürdüren insanların hikayesi genel olarak bana çok ilginç ve romantik geliyor. Program için yaptığım araştırmalarda da çok ilginç bilgiler ile karşılaştım. Mesela çikolatanın hammaddesi kakao ilk olarak Güney Amerika’da acı bir içecek olarak kullanılıyor. Daha sonra Avrupa’ya gelince tatlı bir hal alıyor. Enterasan olan kakao hasadı yapan çifçilerin çoğu hayatlarında çikolata tatmamış. Bir belgeselde izledim, ilk defa tattıkları zaman yüzlerindeki ifadeyi ve yaşadıkları şaşkınlığı unutamıyorum. Aslında bazı yiyeceklerin hammaddelerinin üretiminde sevgi ve umut var iken, bazılarında ise hayat mücadelesi ve zorluk var. İroni olan ise, bizlere serotonin salgılatan ve mutluluk veren çikolatanın oluşumunda Afrika güneşinde uzun saatler çalışan insanların hayat mücadelesi ve emeği var, hayatlarında hiç tatmasalar da.

Her bölümde farklı bir başlık işliyorsunuz. Başlık seçerken zorlanıyor musunuz?

Ülkemiz mutfağı dünyanın en çeşitli mutfaklarından. Dünya döndükçe, biz yaşadıkça, bu topraklarda farklı başlıkta hikaye de tükenmez. Malzeme, sunum ve insan zenginliğimizin eşi benzeri yok.
 

Mete Göktürk Kimdir?
1978 İzmir doğumlu Mete Göktürk ilköğretim ve lise eğitimini İzmir’de tamamladı. Moskova Üniversitesi Mimarlık bölümünden mezun olduktan sonra 13 yıl Rusya’da, 2 yıl Kazakistan’da, 2 yıl Güney Fransa’da mimarlık alanında çalışan Göktürk, deniz ve yelkenli aşığı... Dünyanın çeşitli ülkelerinde İnşaat ve Mimarlık alanında çalışan Göktürk, bu zamana kadar sayısız ülke ve şehir gezerken pek çok gastronomi hikayesine ve lezzetine tanıklık etme fırsatı buldu. 6 yıldır eş zamanlı Bodrum ve İstanbul’da yaşamını sürdüren Göktürk, sık sık yurt içi ve yurt dışı lezzet seyahatlerine devam ediyor.

food time logo

FOOD TIME SOSYAL AĞLARDA

Bizleri sosyal ağlarda da takip edebilirsiniz. Hem güncel haberlere hemde dergi içeriğimiz ile ilgili duyurulara ulaşmak için hesaplarımızı beğenip takip edebilirsiniz

YORUMLAR