Nesnelerin İnterneti, RFID ve Yeme-İçme Endüstrisi

YAZAR: Necdet Koç

Kategori: MAKALE
Okuma: 1.978 kez
Yayın Tarihi: 25.05.2021 Salı 12:34:51
PAYLAŞ
Verinin bilgiye dönüşme süreci, oldum olası beni cezbeden bir konu olmuştur. Ortalık yerde var olan ve ayrı kaldıklarında hiçbir anlam ifade etmeyen veriler, belirli bir yöntem dâhilinde bir araya getirildiklerinde, ortaya muazzam derecede önemli bilgiler çıkabiliyor. Veriden sağılan bu bilginin üretimi, bugün irili ufaklı bütün teknoloji şirketlerinin ilgisini çekiyor.Bir önceki yazıda bahsettiğim “Büyük Veri” uygulamalarını ve çözümleme araçlarını bu bağlamda düşünebilirsiniz.

Nesnelerin İnterneti kavramı yeni yeni ve sıkça duymaya başladığımız bir kavram. İlk olarak, 1997 yılında Kevin Ashton tarafından ortaya atılmış. Kevin, Procter & Gamble’da Asistan Marka Müdürü olarak çalışırken, şirketin tedarik zinciri ile ilgili bir sunum sırasında bu terimi ve faydalarını anlatmış. Çalıştığı şirket için yaptığı bu çalışma da kendisini, Amerika Birleşik Devletleri’nin en önemli teknik üniversitelerinden biri olan Massachusetts Institute of Technology’nin (MIT) RFID araştırma konsorsiyumu Auto-ID Center’a taşımış.

Auto-ID Center, RFID’yi her yere taşıyacak küresel standartlar oluşturma hedefiyle, 1999 yılında çalışmalarına başladı. Bu hedefe kısmen yaklaştığı da söylenebilir. Peki, nedir bu Nesnelerin İnterneti ve RFID?

Nesnelerin İnterneti ve RFID
Nesnelerin İnterneti, benzersiz (unique) bir şekilde adreslenebilir nesnelerin kendi aralarında oluşturduğu, dünya çapında yaygın bir ağ ve bu ağdaki nesnelerin belirli bir protokolle birbirleriyle iletişim içinde olmaları olarak tanımlanabilir.

Bu kavramı bir başka şekilde, çeşitli haberleşme protokolleri sayesinde birbirleri ile haberleşen ve birbirlerine bağlanarak bilgi paylaşabilen, akıllı bir ağ oluşturmuş cihazlar sistemi olarak ifade etmek de mümkün.



Kavrama yabancıysanız, kavramın günlük yaşamdaki kullanım alanlarını duyduğunuzda, bu tanımlar sizin için daha anlamlı hâle gelecek. Nesnelerin internetinin en yaygın olarak bilinen uygulaması sanırım, ülkemizin karayollarında da uygulanan Hızlı Geçiş Sistemi yani HGS. Bu uygulama kabaca; aracınıza yerleştirdiğiniz bir etiketle (ki bu bir RFID etiketidir), bu etiketin içindeki bilgileri okuyabilen sensörlerden (antenlerden) oluşmaktadır. Siz aracınızı belirli bir hızda sürerken, etiket içindeki veriler sensörler tarafından okunarak, ilgili karayolundan (ya da köprüden) geçişiniz ücretlendirilir.

Nesnelerin interneti uygulamasına bir başka örnek de, toplu taşıma kullananların yakından bildiği Akıllı Durak Sistemleri. Otobüsün ya da metronun gelişine kalan süreyi gösteren dijital göstergeler de, RFID ve GPS/GPRS sistemleri kullanarak bu bilgiyi bize aktarıyorlar. İstanbul’daki otobüslerin, yakınında bulunduğunuz durağa ne kadar süre sonra geleceğini ve bazı başka bilgileri cep telefonunuza aktaran Mobiett, Nesnelerin İnterneti uygulamalarına bir başka örnek.

Bahsettiğim örnekleri biraz irdeleyecek olursanız, verinin bilgiye dönüşme sürecinde insanın olmadığını görebilirsiniz. Otobüs, metro, otomobil, otobüs durağı, metro istasyonu, cep telefonu gibi “nesnelerin” bir protokol dâhilinde birbirleriyle iletişim kurarak, çok önemli bilgiler ürettikleri ortada. İşte Nesnelerin İnterneti tam olarak bu!

RFID, Nesnelerin İnterneti kavramının bir alt başlığı ya da kavramın ortaya çıkan bir uygulama biçimi olarak görülebilir. Radio Frequency Identification (Radyo Frekansı ile Tanımlama) kelimelerinden kısaltılan RFID, radyo frekansı kullanarak nesneleri tekil ve otomatik olarak tanıma yöntemidir. Canlı/cansız her türlü nesnenin, belirli bir mesafeden tanınmasına ve izlenmesine olanak sağlar.



RFID, temel olarak bir etiket ve okuyucudan meydana gelir. Etiket üzerindeki veriler, çeşitli okuyucu türleri ile (sensörler, antenler veya el terminalleri) algılanarak gerekli bilgi üretilir. RFID; otomotiv, lojistik, perakende, tarım, sağlık ve turizm gibi alanlarda kısa sürede yaygın şekilde kullanılmaya başlandı. Ülkemizde konuya ilgi duyanlar hariç pek bilinmeyen RFID, getirdiği verimlilikle ciddi faydalar sağlayabilecek bir teknoloji. Nesnelerin İnterneti kavramını RFID teknolojisi üzerinden ortaya atan Kevin Ashton, bakın RFID ve Nesnelerin İnterneti için neler diyor:[1]

“Biz insanlardan herhangi bir yardım almadan veri toplayabilecek, her şeyi bilen bilgisayarlarımız olsaydı, nesneleri takip edebilir, sayıp ölçebilir ve büyük ölçüde zâyi, kayıp ve maliyetleri azaltabilirdik. Bunun yanı sıra, nesnelerin ne zaman değiştirilmesi ya da onarılması gerektiğini bilebilir ve onları geri çağırabilirdik.

RFID ve sensör teknolojisi, bilgisayarların insana dâir sınırlar olmadan, girilen verileri gözlemleme, tanımlama ve anlama olanağı tanıyor.

Bu teknolojinin salt barkodlar ve hızlı geçiş sistemlerinden oluştuğunu düşünmek, bu konudaki vizyonu daraltmak anlamına gelir. Nesnelerin İnterneti kavramının, dünyayı değiştirme potansiyeli var. Tıpkı internet gibi.”

Yeme-İçme Endüstrisi ve Nesnelerin İnterneti
Nesnelerin İnterneti ve RFID konularında, Türkiye’de yapılmış erken dönem çalışmalarından birisi Prof. Dr. Ela Sibel Bayrak Meydanoğlu’na ait. Meydanoğlu’nun bu alandaki sınırlı sayıdaki çalışmalardan birisi olan Yaygın Hesaplama Teknolojisi ve RFID [2] isimli kitabında örneklediği uygulama alanları, yeme-içme sektörü için ciddi derecede verimlilik getirebilir.

Yeme-içme birimlerindeki en büyük maliyet kalemlerinden biri, malûmunuz yiyecek-içecek maliyetleri. Yiyecek-içecek maliyetlerinden kastım sadece yiyecek-içeceklerin satın alma maliyetleri değil. (Her nedense, yiyecek-içecek maliyeti dendiğinde sektör profesyonellerinin bile aklına hep satın alma maliyetleri gelir.) Eski bir yiyecek-içecek maliyet kontrol uzmanı olarak, en az satın alma maliyeti kadar önemli bulduğum stok maliyetleri de, bana göre bu meyanda değerlendirilmelidir. Bununla beraber; hasar, zayi ve suiistimal gibi diğer kalemler de, yiyecek-içecek maliyetlerinin oluşumunda oldukça önemli bir yer tutar. Dolayısıyla, bir yeme-içme birimi için maliyet sadece satın almadan kaynaklı oluşmaz. Satın alma maliyetlerinin yanı sıra işletme, bahsini ettiğim bu ek maliyetlere katlanmayı da göze alır. RFID, Ashton’ın da belirttiği gibi bütün bu ek maliyetleri azaltmamıza (hatta ortadan kaldırmamıza) yardımcı olabilir. Nasıl mı? Tabii ki nesneleri birbirleri ile konuşturarak.

Meydanoğlu çalışmasında, evdeki buzdolabının azalan ürünleri bildirerek, işten eve dönmeden alışveriş yapılabileceğini örnekliyor. Yani buzdolabınız size gün içinde bir mesaj yolluyor ve (mesela) dolapta yumurtanın azaldığını, ihtiyacınız varsa eve gelirken markete uğrayıp yumurta almanız gerektiğini söylüyor.



Benzer bir uygulama, bir beyaz eşya üreticisinin buzdolaplarında vardı. Söz konusu buzdolabı, içindeki malzemelerle hangi yemeklerin yapılabileceğini gösteren bir teknolojiye sahipti. Kim bilir, belki sizin evinizde bile olan bu buzdolabına ait fonksiyonun getirdiği fayda tartışılır olsa bile, Meydanoğlu’nun kitabında verdiği örnek bende, bu tür bir teknolojinin yeme-içme sektöründe ciddi bir kullanım alanı olabileceği fikrini uyandırdı.

Üretim planlaması, başta kestirim (tahminleme) probleminden dolayı, yeme-içme sektöründe uygulanması oldukça zor bir konu. Gelecekteki satışları en az hatayla öngörmenin oldukça güç olduğu yeme-içme endüstrisi, talep tahmini (dolayısıyla üretim planlaması) konusunda diğer sektörlere göre oldukça geride. Hâl böyle olunca, sözünü ettiğim hasar ve zâyi gibi ek maliyetlerin oluşması da kaçınılmaz. Ancak yine de, şu ya da bu şekilde (bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde) üretim planlaması yapan yeme-içme işletmeleri, bu defa stok problemi ile karşı karşıya kalıyorlar. Bu durumda ya aşırı stok ya da stokta ürün bulunmama problemi ortaya çıkıyor. Uygulamada genellikle, stokları ve siparişleri yönetmekle yükümlü olan kişiler, stokta yeterli ürün bulunmama sorunu ile karşılaşmamak için ihtiyaçtan daha fazla ürünü elde tutma eğilimindeler. Bu da işletmenin, gereksiz bir stok maliyetine katlanmasına neden oluyor. Bir yeme-içme işletmesinde 300-2500 adet farklı stok malı bulunabileceğini göz önüne alırsanız, çalışanların bu tür bir davranış içine girmelerini yadırgamamak lazım. Sadece stokları takip etmek bile, başlı başına bir iş ve çoğu zaman saatleri alıyor.

Oysa RFID bize yardım edebilir! Sapmasız bir bütçeye sahip olunduğu varsayımı altında, üretimini olması gerektiği gibi planlamış bir yeme-içme birimi bile stoklarını, kendisi için en az maliyet oluşturacak biçimde takip etmekte zorlanacaktır. Bunun en temel nedeni, biraz önce belirttiğim stok malları sayısının çokluğu. Hâlbuki RFID gibi bir teknoloji çözümü kullanan işletmeler için durum çok farklı olabilir. Soğuk hava deponuza kuracağınız bir RFID sistemi ile daha önceden belirlediğiniz kriterlere (siparişin teslimat süresi, ödeme vadesi, depolama alanının boyutları, ürün boyutları vb.) dayalı olarak, kritik seviyenin altına inen ürün miktarları için anında geri bildirim alabilirsiniz. Böylece elinizde fazladan stok tutmanıza gerek kalmadan, ancak aynı zamanda elinizde ürün kalmama problemi ile karşılaşmadan, optimum stok seviyesi ile çalışmanız mümkün.

Diğer taraftan aşırı stok tutma, miadı olan ürünlerle çalışan işletmeler için son derece maliyetli. Fazla stoklanmış ürünlerin, son kullanma tarihleri yoluyla zâyi olmaları yüksek ihtimal. Anlattığıma benzer bir çözüm zâyi miktarlarını azaltacağı gibi, sınırlı depolama alanlarının etkin kullanımını da beraberinde getirecektir. Aşırı stoklanan ürünlerin hasar görmesi veya suiistimâl edilmeleri olasılığı da oldukça kuvvetli. Optimize edilmiş stok seviyeleri, bu problemlerin çözümü açısından da hayatî derecede önemli.

Netice itibariyle, nakit para en değerli varlık. Olması gereken zamandan önce tedarikçilerinize ödeyeceğiniz her kuruşun, nakit akışınızda şu ya da bu seviyede negatif bir sonuç doğuracağı çok açık. Fonlarınızı doğru yönetmeniz, işletme yönetiminizin en önemli parçalarından biri. Kişisel olarak, bugünkü başarısız yeme-içme işletmesi çokluğunun en önemli nedenlerinden birinin, finans yönetimi sorunu olduğunu düşünüyorum. RFID, bu sorunun çözümüne önemli bir katkı sağlıyor. Sektörün bu tür teknolojileri hayata geçirmesi, işletmelerin başarısı adına dikkate alınması gereken bir durum.



RFID’nin çok önemli bir başka katkısı da, yine stoklar ve maliyetlerle alakalı. Yiyecek-içecek maliyet raporları temelde envanter (stok sayımı), satışlar (ve ikram, indirim, ödenmez gibi satışlarla ilintili tüketim türleri), hasar ve zâyiler üzerinde şekillenir. Raporlamanın ihtiyaç duyduğu veriler arasında en meşakkatli ve hataya en açık olanı da stok sayımlarıdır.

Otomasyon ve maliyet yazılımı kullanan işletmelerin maliyet raporlarında kullandıkları veriler, sistem üzerinden insan hatasını minimize edecek şekilde aktarılabiliyor. Fakat stok sayımı gibi çok temel bir veri, hâlâ insan eliyle yapılmaya devam ediliyor. Gece geç saatlerde işletme kapandıktan sonra ya da açılmadan önce çok erken saatlerde yapılan sayımlar, takdir edersiniz ki insan hatasına oldukça açık. Çoğu işletmede sayımı yapanların, doğrudan raporun sonuçlarından sorumlu kişiler olduğunu da hesaba katarsanız, bu noktada da suiistimâllerin yaşanabileceğini kolaylıkla anlayabilirsiniz. Denetim sorumluluğu ve hesap verme yükümlülüğünün aynı kişi/lerde birleşmesi, sistemin önemli bir açığı.

RFID’nin, buna da bir çözümü var elbette! RFID etiketleri ve okuyucuları sayesinde, saatler süren ve hata yapma olasılığı oldukça yüksek bir iş olan envanter/stok sayımlarının, denetim sorumluluğu verdiğiniz çalışanlarınız tarafından yapılması sadece birkaç dakika. Önceden etiketlenen ürünlerin stokta kalan miktarlarını, ürünlerin bulunduğu alanda gezdireceğiniz bir RFID okuyucusu ile çok kısa süre içerisinde belirleyebilirsiniz. Okuyucuya aktarılan verinin, maliyet yazılımınıza aktarılması da yalnızca saniyeler alacaktır. (Metro firması RFID teknolojisi ile envanter yönetimi kullanmaktadır. Videosunu youtube’dan izleyebilirsiniz.)

Özetle, RFID stok sayımları konusunda iç gücünün efektif kullanılmasını sağladığı gibi, işletmelere maliyet düşüşü getirir. RFID’nin suiistimâlleri önlemede de bir o kadar başarılı olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Son olarak etiket maliyetlerinin, yakın zamana kadar oldukça yüksek olduğunu, ancak son yıllarda RFID teknolojisinin yaygınlaşması ile birlikte bu maliyetlerin azaldığını belirtmeliyim. Umarım, artık daha erişilebilir bir teknoloji olan RFID’nin ve Nesnelerin İnterneti çatısı altında değerlendirilebilecek diğer çözümlerin, yeme-içme sektöründe de sıklıkla kullanıldığı günler gelir. Boğucu ve yıkıcı rekabetin altında kalmamak için, teknolojiye, eğitime ve insana yatırım yapmaktan başka çaremiz yok.

[1] http://www.rfidjournal.com/articles/view?4986 Erişim Tarihi: 06.02.2016
[2] E. Sibel Bayrak Meydanoğlu, Yaygın Hesaplama Teknolojisi ve RFID, İstanbul:Türkmen Kitabevi, 2009




 
food time logo

FOOD TIME SOSYAL AĞLARDA

Bizleri sosyal ağlarda da takip edebilirsiniz. Hem güncel haberlere hemde dergi içeriğimiz ile ilgili duyurulara ulaşmak için hesaplarımızı beğenip takip edebilirsiniz

YORUMLAR