Avokado Savaşları

YAZAR: Yeşim KAYA

Kategori: MAKALE
Okuma: 6.598 kez
Yayın Tarihi: 31.10.2020 Cumartesi 13:01:27
PAYLAŞ

Avokado, “Yeşil Altın” … Avokado, aslında Aztek dilinde “Testis” anlamına gelen, “ahucatl” dan geliyor. İspanyolca, aquacate veya ahuacate türemiş olduğu söylense de, genellikle ‘Amerikan armudu’ olarak da adlandırılıyor. Kısaca şimdi ki genel adı ile anmak gerekirse, Avokado.


Yüzlerce çeşidi olduğu biliniyor, ancak ticari olarak piyasada yer edinmiş belli başlı birkaç tanesini paylaşacağım sizlerle. Bacon, Fuerte, Gwen, Hass, Lamb Hass, Pinkerton, Reed, Zutano. Hepsi ayrı bir doku, ayrı bir lezzet.

Muhteşem dokusu, kremamsı nötr lezzeti ile her tarifin içinde kullanılabilen harika lezzet. Sağlık için çok yararlı içerikleri saymakla bitmez. Nam-ı değer “Super Food”. Gerçek bir avokado sever olarak, Türkiye’nin başlıca üreticisi Alanya’da avokado bırakmamış birisi olarak, bu yazıyı yazarken çok farklı duygular içinde kaldığımı belirtmeliyim. İzlediğim belgeseller ve okuduğum dökümanlar içimi acıtmadı dersem yalan olur. 

Ülkemizde avokadonun ticari yetiştiriciliği, 1970’li yılların başında FAO aracılığıyla Kaliforniya’dan ‘Fuerte’, ‘Hass’, ‘Bacon’ ve ‘Zutano’ olmak üzere 4 önemli çeşit getirtilmesi ile başlamıştır. Uygun iklim koşullarına sahip bölgelerde denenmiştir. Alanya ve Antalya bölgesine bu çeşitler iyi adapte olmuş ve giderek artan bir yoğunlukta üretilmektedir. Akdeniz sahil kuşağı ağırlıklı olmak üzere farklı bölgelere yayılmaya devam ediyor.



Şu an, 5 kıta ve 50’ye yakın ülkede yetiştirilen avokadonun yetiştiricilik alanları sınırlı, besin değerinin yüksek ve kendine özel lezzeti olması, onu oldukça yüksek fiyatlı yapan ve diğer tarım ürünlerinin önüne geçiren özellikleri. 

Peki, bu kadar sevilen avokadonun macerasını ve uğrunda neler yaşandığını bilmek ister misiniz? Gelin biraz geçmişe yolculuk yapalım. Hayatım boyunca, olayların perde arkasını merak etmiş ve araştırmışımdır. Bize gösterilen ile aynı mı? Neleri kaçırıyoruz? Arkada neler oluyor? Buna değer mi? Daha birçok soru ekleyebilirim. Çoğu zaman, çok farklı bir manzara ile karşılaşırız. Avokado endüstrisinin büyüme ve gelişimi, bu konuda beni en çok şaşırtanlardan biri.

Avokadoyu yeni tanıyanlarımız olabilir diye, minik bir tarihi gerçeği paylaşmak istiyorum. Arkeolojik kalıntılarda, bu meyve türünün seleksiyonunun ve seçilen üretim materyallerinin kullanılmasının Meksika’da 10.000 yıllık bir sürece sahip olduğu görülmektedir. Yani pek yeni sayılmaz. 

Potasyum, lif ve tekli doymamış yağ zengini olması, avokadonun 20. Yüzyılın işi olmasına sebep oldu. Vücudun kesinlikle ihtiyaç duyduğu 13 vitaminin çoğunun avokadoda bulunması onu çok cazip kıldı. A, C, D, E, K ve B vitaminleri (tiamin, riboflavin, niasin, pantotenik asit, biyotin, B-6 vitamini, B-12 vitamini ve folat). Avokadonun ‘klimakterik’ özelliği bu durumu ayrıca çekici hale getirdi. Klimakterik, ağaç üzerinde belirli bir olgunluk aşamasına gelen meyvenin tüketiminin yapılabilmesi için, hasat sonrası bekleme süresinin olması. Uzun süre beklemesi ve çürümemesi, nakliye açısından ve pazarlama strateji olarak bulunmaz nimetti. Üreticiler, ilk zamanlar onu lüks bir gıda olarak pazarladı ve avokado istikrarla ünlendi. 1970 yılında Fuerto avokadosuna rakip olarak, Rudolf Hass tarafından üretilen, Hass avokadosu çıktı. Daha kremsi bir yapısı vardı ve boyutu nedeniyle daha az yer kapladığı için, nakliyeye daha uygundu. Haas ile karlar bir anda katlandı. Red avokadosu mu? Hass mı? Alıcılar Hass’ı tercih etti. Hass halen şampiyon, dünya mahsulünün %80 ila %90’ı Hass avokadolarından oluşuyor. 

1980’li yıllarda, sağlıklı yaşam yavaş yavaş popüler olmaya başladı. İnsanlar çılgınca aeorobik yapmaya başlayınca, avokadonun yağ oranı şüphe yarattı. Satışları düştü. Ama Avokado birliği bu işi çözdü. Amerikan Havayolları dâhil olmak üzere çılgınca reklamı yapıldı. 1970 ile 1980 arasında, Amerika’da avokado geliri, 25 milyondan 162 milyon dolara yükseldi.

Avokado gerçek bir star olma yolunda emin adımlarla ilerliyor ve artık herkesin tanıdığı, her gün mutfaklara giren bir ürün oluyordu.
Talep arttıkça işler giderek karışmaya başladı. Meksika avokadonun ana vatanıydı. Yetiştirme koşulları mükemmeldi ve neredeyse Amerika’nın bütün avokadolarını bitirmeye muktedirdi. Meksika Amerika’nın 15 katı avokado üretiyordu. Amerika, yıllarca bu durumdan kendisini korumak için ithalatı yasakladı. 1993’te Amerika, Kanada ve Meksika Serbest Ticaret Anlaşmasını imzaladı. Yani Nafta Anlaşması… İşte asıl olaylar bundan sonra patladı. 

Michoakan, Nafta anlaşması koşullarına uyan ve ihracat yapmasına izin verilen ilk Meksika eyaleti oldu. Hala Michoakan’da yapılan her beş işten biri, direkt avokado işi ile ilgili. Dünyada tüketilen avokadoların yaklaşık üçte biri, Michoakan’da üretiliyor. Yılda 1,6 milyon ton. İnanılmaz bir rakam. 

Meksika piyasaya girince, korkulanın tam tersi oldu. Amerika’da kısa dönem üretimi olan avokado tüm yılı satılabilir ve çok daha popüler hale geldi. Kaliforniya’da üretim üç yüz milyonun üstüne çıktı. Amerika’da, yılda 1.25 milyon ton avokado tüketilmeye başladı. Pazar giderek büyüyor ve diğer tüm ülkeler de bu pazardan pay almak için savaşıyordu.

Avokado ticaretinin çok karlı olması, Meksika gibi bir ülkede birçok probleme yol açtı. Kolay para kazanmayı isteyenler için avokado çok cazipti. Bir anda milyon dolarlık üreticilerin ortaya çıkması sorunları da birlikte getirdi. En fazla avokado üretimi hacmi, halen Meksika’nın elinde. Kolay kolay da liderliği bırakacak gibi görünmüyor. Halen neredeyse araziler katledilerek daha çok üretim yapılmaya devam ediliyor. Onu, Dominik Cumhuriyeti ve ardından Peru takip ediyor…

Meksika avokado yetiştiriciliğinde öncü ülke demiştik, ancak durum biraz karışık. Eskiden uyuşturucu çeteleri varken, o çeteler zamanla avokado çetelerine dönmeye başlamış. Avokado için birbirini öldüren çeteler? Avokadonun kazanımları o kadar karlı hale gelmiş, talep o kadar artmış ki artık herkesin gözü onda. Ama ne pahasına!

Şili büyük avokado üreticilerinden bir diğeri, orada sorun su sıkıntısı. Aslında avokado üretilen her yerde bu sıkıntı mevcut, ancak Şili’de bu sorun had safhada. Ülke giderek çölleşiyor.

Şili’de bazı köylerde su kaynakları avokado üretimi nedeniyle tamamen kurumuş durumda. Bu köylere, kamyonlarla su servis ediliyor. Su altın değerinde ve herkesin alma şansı yok. Kısaca, insanların en temel ihtiyacı olan su, onlar için ulaşılmaz bir nimet. Ancak üretim devam ediyor ve devlet köylerde yaşayanlardan çok, avokadonun ekonomiye katkısına önem veriyor. 

Amerika’da avokadoların %95’i Kaliforniya’da yetişiyor. İklim şartlarının en uygun olduğu yer Kaliforniya. Üçte ikisi, San Diego’da. Bu bölgenin favorisi Fuerto. 

Michoakan, Nafta anlaşması ile dış piyasaya girip inanılmaz cirolar elde etmeye başlayınca asıl kıyamet koptu. Uyuşturucu kaçakçılığı yapan karteller, bu paradan pay almak istedi. Üreticiler kendilerini savunmak için silahlı koruyucularla çalışmaya başladı. Üreticilerin bazıları kaçırıldı, fidye istendi ve öldürüldü. İşler korkutucu ve tehlikeli bir hale geldi. 

2006 yılında Enrique Calderon, kartelleri çökertmeye karar verdi. Olayların en yoğun yaşandığı ve aynı zamanda kendi memleketi olan Michoacan’ı 20.000 asker ile işgal etti. Ancak işe yaramadı ve küçük çetelere bölündüler. Uyuşturucu işi yıkılınca, avokado üreticileri çeteler için daha cazip hale geldi ve daha çok saldırmaya başladılar. Meksika çeteleri Avokado işinden, tahminen yılda 150 milyon dolar kazanmaya başladı. 

Tancitaro, dünyanın avokado başkenti olarak tanınan bu bölge, birçok insan için hiç güvenli değildi. İhraç edilen her 1 kg avokado için, organize suç örgütlerine bir bedel ödemek zorunda kaldılar. Hayatlarını korumak için buna mecburlardı. 

Çeteler bununla da kalmayıp, avokado piyasasını tamamen kontrol etmek istedi. Kurallarına uyulmadığı takdirde, nakliye kamyonlarını, arazileri yaktı. Üretimin çoğalıp, fiyatın düşmemesi için her şeyi yaptılar. Gerçek bir karaborsa inşa etmişlerdi. Avokado Savaşları giderek büyüyor ve daha acımasız bir hal alıyordu. 

2011 yılında Michoaca’nın avokado ihracatı 800 milyon dolarlık bir hacme erişti. Karteller, iyi durumda olan çiftçilerin yakınlarını kaçırmaya başladılar. Ciddi fidyeler istemenin yanı sıra, üreticilerin sahip olduğu bostanlara da el koyuyorlardı. İş çığırından çıkmaya başlamıştı. 

Sonunda Tancitaro’da, çetelere karşı Auto Defensas adlı bir örgüt kuruldu ve üreticiler kendilerini korumaya başladı. Şu an bu grup eyalet polisine dâhil edilmiş durumda. 

Gelelim avokado Savaşlarının bir diğer yanına. 1 avokadonun üretilmesi için 16 galon yani, 68 litre su gerekiyor. Yanlış duymadınız… 68 litre su. Portakal için 22 litre ve domates için 5 litre ile karşılaştırıldığında önemli bir miktar.

Şili’nin en çok avokado üretilen bölgesi, Valparaiso’da bulunan Petorca ve şu anda çok ciddi bir su sıkıntısı ile karşı karşıya.

1981 yılında, Şili’de su özelleştirildi ve su zengin vurguncuların eline düştü. Şili’nin izole yapısı, bu bölgede üretilen meyveleri hastalıklardan koruduğu için, Amerika Nafta anlaşmasından 10 yıl önce Şili’den Avokado ithal etmeye başlamıştı. 

Bu avantaj bölgedeki avokado üretimini inanılmaz bir şekilde arttırdı ve 10 yıl içinde 50.000 metric tondan, 250.000 metric tona çıkmasını sağladı. Bu hızlı gelişim sonucu, Petorca bölgesindeki iki nehir art arda kurudu. Tarım endüstri modeli araziyi yağmaladı ve insanları susuz bıraktı. Su şu anda Şili’de “Elit“ kesimin elinde, fakirler ve küçük üreticiler için suya ulaşmak büyük bir lüks. Açılan kuyuların hepsi teker teker kurumuş durumda. 

Kaliforniya’da durum farklı değil. Kuraklık aynı şekilde bu bölgeyi de vurdu. Bazı araziler kapatılmak zorunda kaldı. Ancak daha modern ve insani çözümler buldular. 

Sonuca gelecek olursak, sağlığa ciddi faydaları olan ve benim de danışanlarıma şiddetle önerdiğim bu meyvenin üretim süreci oldukça ilginç bir süreç. Avokadonun bir suçu yok. İnsanların aç gözlülüğü problem. Ben çok severek tüketiyorum. Bu bilgilerden sonra yorum sizin…
food time logo

FOOD TIME SOSYAL AĞLARDA

Bizleri sosyal ağlarda da takip edebilirsiniz. Hem güncel haberlere hemde dergi içeriğimiz ile ilgili duyurulara ulaşmak için hesaplarımızı beğenip takip edebilirsiniz

YORUMLAR