Çiğ süt kaosu

YAZAR: Petek ATAMAN

Kategori: MAKALE
Okuma: 1.499 kez
Yayın Tarihi: 07.02.2018 Çarşamba 14:19:26
PAYLAŞ

Çiğ sütün tüketiciye doğrudan satışı ülkemizde daima gündem işgal etmiş bir konudur. Hatta biraz daha ileri giderek, bu konunun bir “kaos” halinde olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Durumun boyutunu belki öncelikle tek bir cümle ile ifade etmek yerinde olacaktır; ülkemizde çiğ sütün tüketiciye doğrudan satışı yasak iken (aslında bu yasakla ilgili olarak da açık, seçik, net bir mevzuat hükmüne ulaşmak mümkün değildir. Dolaylı yollar ile bu sonuca varılmaktadır. Ancak sokak sütçülerinin “kayıt dışı” olduğu tartışma götürmez bir gerçektir.), bu şekilde satış yapan kişileri bünyesinde toplayan “Sokak Sütçüleri Derneği” isimli bir dernek vardır. Kayıt dışı olan sokak sütçüleri, yasal bir dernek çatısı altında örgütlenerek işlerini sürdürmektedir! Çiğ süt, böylece her türlü denetimden uzak, kayıt dışı olarak büyük şehirlerde en merkezi semtlerde dahi kapılara ulaştırılarak satılmaktadır. Bu sütü satın alanlar arasında, doktorlar, sağlık görevlileri olduğu gibi, aslında gıdaların denetimini yapmakla görevli olan kişiler de bulunmaktadır. Yaklaşık son bir yıldır ise, artık sadece seyyar satıcılar değil, örneğin; İstanbul’da kimi marketler de çiğ süt satışı yapmaya başlamıştır. İstanbul İl Müdürlüğü bu eylemi yasal olarak değerlendirip hiçbir işlem yapmaz iken, bir başka ilde ise bu türden girişimlerde bulunanlara yasal işlem uygulanmaktadır. Aslında çiğ sütün bir paragrafa sığdırılan bu hikayesi (ki bu hikaye çok daha uzun ve derin de aktarılabilecek boyuttadır), gıdaların denetlenmesinde ve gıda güvenliğinin sağlanmasına dair her tülü düzenlemeyi yapmakta tek yetkili olan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın uygulamalarında, iller bazında yoruma dayalı olarak büyük çelişkilere imza attığının da göstergesi durumundadır. Yazımızın ana konusu yetkili Bakanlığın uygulamaları olsa idi, sözü edilen çelişkili yorum ve uygulamaların çiğ sütle sınırlı kalmadığı ve neredeyse her konuda olduğu da görülürdü. Ancak bizim konumuz çiğ sütün tüketiciye doğrudan arzı. Bu eksenden devam edelim. Hatta konumuzu tam adıyla yazalım; “Küçük Miktarlardaki Çiğ Sütün Doğrudan Arzı”. Bu konuda bir yönetmelik taslağımız var. Amacı, “küçük miktar” tanımı yaparak ve kurallar getirerek çiğ sütün direkt olarak tüketiciye satışını yasal hale getirmek. Ve tam da fiilen kimi illerde yolunun açıldığı şekli ile marketlerde de çiğ süt satışını düzenleyerek…



Taslağa göre, çiğ inek sütü için küçük miktar, günde 5000 lt. Yani günde 5 ton! Süt sektörünü, küçük ve orta ölçekli işletmelerin boyutunu bilen bilir. Günde 5 ton süt, pek çok KOBİ’nin günlük kapasitesidir. Yine taslağa göre çiğ sütü üreten hayvancılık işletmesi; sütünü sadece yerel perakendeciye verecek. Sağlık riski nedeniyle büyük ihtimalle, çok da uzağa göndermeyecek. Peki yerel perakendecinin tanımı nedir? “Süt üreten hayvancılık işletmesi merkez kabul edilerek 200 kilometrelik yarıçap içerisinde yer alan ve sadece son tüketiciye doğrudan satış yapan, bağımsız olarak konumlandırılmış otomatik satış makineleri de dahil perakendeci”. İller arasındaki mesafelere bakarsak, bu tanımla çiğ sütün “yerel” tanımı ile bir ilden bir ile taşınabileceğini görürüz. İlgili taslakta Brusella ve Tüberküloz hastalıklarından arilik dışında çiğ süt için bir mikrobiyolojik kritere yer verilmemiş, Hayvansal Ürünlerin Hijyeni Yönetmeliğinde yer alan mikrobiyolojik kriterlere atıf dahi yapılmamıştır. Oysa ilgili yönetmeliğin kapsam maddesinde açıkça “Üreticisi tarafından küçük miktarlardaki birincil ürünlerin son tüketiciye veya son tüketiciye doğrudan satışını yapan yerel perakendecilere doğ rudan arzı” nın kapsam dışı olduğu ifade edilmektedir. Sözün özü: biz tüketiciye çiğ süt satacağız ama işletmeye giden süte uyguladığımız mikrobiyolojik kriterleri tüketiciye giden süte uygulamayacağız. Çünkü miktarı az. Bir işletme başına günde 5 ton! Kaç işletme satarsa o kadarla da çarparak, direkt tüketiciye arz! Çiğ sütümüzün mikrobiyolojik yapısı uygun mudur bu ayrıcalığı tanımak için? Keşke cevabımız “evet” olabilseydi.

Tüm hayvansal gıdalar gibi, süt ve ürünleri de gıda güvenliği açısından riskli olduğundan; çiğ süt ve ısıl işlem görmüş sütlerle ilgili olarak ve hatta süt ürünleri ile ilgili olarak geliştirilmiş kriterlerimiz bulunmakta. Çiğ sütün içinde barındırdığı mikrobiyel riskleri yönetmeye yönelik ilk somut kriterler 14 Şubat 2000 tarihinde yayımlanan “Çiğ Süt ve Isıl İşlem Görmüş Sütler Tebliği” ile oluşturulmuştur. Ülkemizde üretilmekte olan çiğ inek sütünün mikrobiyel yükü çok fazla olduğundan, söz konusu tebliğe uyum süresi kademeli olarak 5 yıla yayılmıştır. Böylece çiğ inek sütlerimizin mikrobiyolojik yükünün 2005 yılı sonunda kabul edilebilir seviyeye ulaşması hedeflenmiştir. Oysa içinde bulunduğumuz yıl itibariyle halen bu hedef tutturulamamıştır. AB uyum sürecinde yayınlanan “HAYVANSAL GIDALAR İÇİN ÖZEL HİJYEN KURALLARI YÖNETMELİĞİ” kapsamında yer alan çiğ süt kriterleri de henüz tutturulamamıştır. Bu nedenle çiğ sütün mikrobiyolojik kriterleri ile ilgili olan maddeye uyum süresi 2017 yılı sonuna kadar uzatılmıştır. Yani çiğ sütlerimizin mikrobiyolojik kriterlerinin insan sağlığı gereklerini karşılaması en erken 2017 yılı sonunda gerçekleşecektir. Kısaca 17 yıldır gıda güvenliği açısından belirlediğimiz kriterlere uyamamaktayız. Bu sürenin daha da uzatılması çok büyük bir olasılıktır, çünkü hayvancılık işletmelerinin atması gereken adımlara yönelik herhangi bir strateji belirlenmemiş, bir plan yapılmamıştır. Oysa bu kriterlerin ne denli önemli olduğunu görmek için, internette gıda kaynaklı hastalıklarla ilgili küçük bir araştırma yeterli olacaktır. Şüphesiz kurumsal sitelerden… Görülecektir ki; sadece ishal, kusma yapan değil, ölümcül birçok hastalığın en önemli kaynaklarından biri çiğ süt ve çiğ süt kullanılarak yapılan ürünlerdir. CDC (ABD Hastalıkların Kontrolü ve Önlenmesi Merkezi) sürekli çiğ sütün tehlikeleri üzerine tüketiciye yönelik bilgilendirmeler yapmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü aynı şekilde… Bu koşullarda, hazırlanan yeni taslak da dikkate alındığında, çiğ sütün direkt tüketiciye küçük miktarlarla kısıtlı olacak biçimde arzı kime, nasıl bir fayda sağlayacak buna bakmak lazım biraz da. İlk olarak şüphesiz yıllardır bu alandaki kuralsızlık ortadan kalkmış gibi olacağından Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı rahatlayacak.

İkinci olarak bu işi fiilen yasak olmasına rağmen yapanlar rahatlayacak. Üçüncü olarak televizyon televizyon dolaşarak halkı çiğ süt almaya ve neredeyse çiğ tüketmeye teşvik eden; tüketicileri işlemiş her türlü gıdadan uzak durmaya çağırarak bilgi kirliliği yaratan 3-5 tane doktor ve onlara inanan kişiler mutlu olacak.

Ancak gerçekte ne süt üreticisine, ne de tüketiciye faydası olacak.

Çiğ süt üreticisi yine pek çok aracının elinde, 24 aydır fiyatı sabit tutulan ve Eylül ayı sonuna kadar da zam görmeyecek olan sütü ile para kazanmaya ve geçinmeye çalışacak. Alınan hayvan ithalatı kararını da dikkate alınca, üreticinin kazanan tarafta olmadığını görüyoruz. Bu uygulama; çiğ sütün marketlere taşınmasının ve ambalajla satılmasının önünü açarak, kazananı üretici olmayan yeni bir ticaret alanı yaratmaktadır. Tüketici daha ucuz süte ulaşacak mı? Belki evet. Belki diyorum, çünkü bir moda halinde olduğu için pahalı pazarlanması da mümkündür. Ticaret ve serbest piyasanın gereklilikleri çerçevesinde belirlenecektir fiyatlar. Zaman gösterecek bunu, ama ucuz da olsa bu sütün güvenli olmadığını söylemeliyiz! Oysa süt üreticisinin hak ettiği para yı alması, tüketicinin de güvenli süte ulaşması mümkün. Düzgün yürüyen; hayvancılık politikasını bütün olarak gören ve işleyen piyasa müdahaleleri gerekiyor. Tabi bir de şüphesiz, tüketiciyi çiğ süt konusu da dahil, gıda güvenliği konusunda bilgi kirliliğine teslim etmeyecek bir yapı gerekli. En zoru bu gerçekten. Tek bir kurumun başa çıkabileceği bir alan değil. Çok daha kapsamlı ilkeler, işbirlikleri gerektiriyor. Ancak hepimiz yaşamlarımızdan çok çok iyi biliyoruz ki; iyi ve doğruya ulaşmak hep çok zor, zahmetli ve mücadeleli. Bu zorluk karşısında bireylere, akademisyenlere ve sivil toplum örgütlerine mücadele ve kararlılık görevi düşüyor ama özellikle kamu otoritesinin çok etkin politikalar üretmesi lazım. Son olarak şunu vurgulamak isterim; ülkemizdeki süt işletmelerinin hijyenik koşulları yasal kriterleri sağladığında, doğrudan çiftlikten/üreticiden tüketiciye sunulacak biçimde çiğ süt arzının sağlanmasının yanında olduk hep. Yani aslında doğru adımlarla, çiğ sütün risklerini kabul edilebilir seviyelere çekerek, tüketiciye güvenilir çiğ süt arzı da mümkün. İtirazlarımız şu an var olan koşullar dahilinde, halk sağlığını korumak ve üretici-sanayici-tüketici üçgeninde dengeyi korumak amaçlıdır. Başkaca bir kaygı taşıması mümkün değildir.

food time logo

FOOD TIME SOSYAL AĞLARDA

Bizleri sosyal ağlarda da takip edebilirsiniz. Hem güncel haberlere hemde dergi içeriğimiz ile ilgili duyurulara ulaşmak için hesaplarımızı beğenip takip edebilirsiniz

YORUMLAR